Aşkı bilinmeyende hasretle ararken bilinenin gücünü de bir o kadar yadsımış mıyım yoksa

Küçücük bir çocukken yaşama dair başlayan mana arayışımın beni hep bir yolun sonuna getirdiğini düşünürken ulaşılmaz ve uzak kıldığım Tanrı anlayışımın kendi önüme koyduğum en büyük engel olduğunu fark ettim. Yaratıcımın, O görkemli ve sonsuz Üstadımın, O büyük Aşkımın bana seslenişi işte ağustos ayının bu döneminde gerçekleşti.

Basitliği ve sıradanlığı en muazzam, en bereketli, en görkemli, en coşkulu, en yürekli, en sarsıcı hakikatlerle tecrübe ettim. Tabiat ana kucak açtı bana, sardı sarmaladı. Mucizelerini sundu birer birer, en gizemli ve bilge yiğidi Kadir’i ile tanıştırdı. Ayşe’sini dinletti sazıyla, Ulaş’ını konuşturdu en dobra sözleriyle, nehrinin karanlık sularına davet etti en uryan hal ile, yıldızlarını şefkatli bir kucakta keyifle izletti, rüzgarını bazen ılık, bazen de serin ikram etti yarı çıplak tenime, ateşini hiç söndürmedi geceler boyu, aydınlığını hiç esirgemedi zifiri karanlıklarda bile, sere serpe yayılmış taşları şafak vakti türküler söylediler, kahkahalar attılar sessizliğe gömülmüş kulaklarımıza.

Vampir olduk yarım ay tepemizdeyken, aramızdaki gizli vampiri bulmaktı oyunun amacı, ararken içimizdeki şeytanlarla yüzleştik vampirlerden daha inatçı. Yine de sarıldık birbirimize, görmenin ve bilmenin verdiği şükür ile.

Sarıkız çağırdı beni, sesi beynimin icinde “Aşk” diye yankılandı. Huzuruna çıktığımda alay etti benimle, benim yıllarca yaptığım gibi. “Hiç, bir kadından evliya olur mu” derdi annem içimdeki eren aşkına rağmen. Sarıkız huzuruna çıktığım tek ermiş kadın. Gülümsedi. O sesi duydum yeniden, annem değildi. Gülümsedim.

Bir akşam vakti, saat tam 20.07 iken, 1760 metre zirvede güneşi sağıma, ayı soluma aldım. Ikisine de selam eyledim, eğildim önlerinde. Rüzgarın sert ve bir o kadar şefkatli sesi kulağıma fısıldadı; “Sıratı Mustakim.” “Yol, Rahman ve Rahim.”

En basit hallerin içinde yüceliği gördüm, en basit sözcüklerde ilmin hakikatini işittim, en sıradan an’larda öyle kendimden geçtim ki sarhoşluğumun saflığına hiç kimse inanmadı.

Bu kadar yakınken bu kadar uzak olmak sevgiliye? Sevgili yakın olduğunda ne kalır ki senden geriye ?

Yüreğimdeki aşkı bilinmeyende hasretle ararken bilinenin gücünü de bir o kadar yadsımış mıyım yoksa ?

Aşk şimdi en katı hali ile bedenimde toprak olup mayalandı, su olup manaya aktı, ateş olup nefsimi yaktı ve hava olup ulaştı benden senden öteye…

Mevlana der ki;

“Dilberler aşıkları, canla başla ararlar. Bütün maşuklar, aşıklara avlanmışlardır. Kimi aşık görürsen bil ki maşuktur. Çünkü o, aşık olmakla beraber maşuk tarafından sevildiği cihetle maşuktur da. Susuzlar alemde su ararlar, fakat su da cihanda susuzları arar.”


Fatma Meryem Suna





54 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Aşk Vakti

Yükseliş